16 Ekim 2023 Pazartesi

MASADAKİ YABANCI

   Kadir, Emin’in peşine takılıp da aslında soğuk olan ama içini insan kalabalığı ısıttığından bu kusurunu saklayabilmiş barlardan birine girdiğinde, Emin’in küfesindeki bir yük hâline geldiğini hissediyordu. Emin’in arkadaşlarından müteşekkil masada, kendileriyle birlikte beş kişi vardı. Birbirine özlem duyan dostların suratlarına yerleşen kocaman gülümsemelerin peşi sıra gelen sarılmalar ve taş çatlasın yirmi saniye süren tanışma merasiminin ardından nihayet masaya oturulabilmişti.

    Kadir’e göre, haddinden fazla zaman geçirmeyi başarabilmiş insanların, geride bıraktıkları hatırı sayılır vakitlerden aldıkları yegâne miras, bir jargona, bir dile sahip olmalarıydı. Kadir dışında masadaki herkes birbirini uzun zamandır tanıyordu ve bu özel dil çoktan konuşulmaya başlanmıştı. Kadir, masada söylenen her şeyden dışlanmanın bir seçim değil zorunluluk olduğunu biliyordu. Çünkü o bir yabancıydı, belki bir vahşiydi. Bu dili konuşmayan başka biri. Konuşmaya başlasa ötekinin ötekisi olacağını da biliyordu. Aslında herkes farkındaydı. O masada,  Kadir’in dışındaki herkes yerini kendiliğiyle kaplayabiliyordu. Kadir ise, Emin’in arkadaşıydı. Onun fazlalığıydı. Tabaktaki tüm konular konuşulup tüketilene kadar sırası gelemezdi, çünkü kimse artıkçı olmayı kabullenmezdi. Hâl böyleyken Kadir’e düşen sessizce oturmak, söylenen her şeyi yanaklarını hafifçe acıtan bir gülümsemeyle onaylamaktı. Masada konuşulan o özel dilin tahakkümü bitip de tabaktaki konular afiyetle tüketildiğinde, Kadir’in sırası geldi. Onun nelerle ilgilendiğini sormayı sağ tarafında oturan Ece akıl etti. Kadir içten içe anlatabileceği çok şey olduğunu ve bunlarla tüm masayı doyurabileceğini düşünse de kendisine verilen ilk fırsatta beceremedi bunu. Sağdan soldan konuştu, alışkanlık edinilen şeylerden. Bir an vardır, insanların ne dediğinizle gerçekten hiç ama hiç ilgilenmediğini hissettirdiği o an. Gayriihtiyari bir şekilde geçiştirdikleri zaman, bunu kendileri de fark ederler ama dünyadaki diğer hataların aksine, mahcubiyet hissetmezler. İşlerine gelir çünkü. O anın göbeğine düştüğünü gördü Kadir. Tuvalete inip yarı sarhoş bir şekilde mırıldanarak işerken hissettiği utanç, kendisi ve diğer herkes için hissettiği utançtı. Masaya dönerken insanoğlunun yalnızlığını diğer insanların tam da karşısında hissetmesi ne tuhaf, diye düşündü. Masaya, belli belirsiz gülümsemelere, uslu çocuk olup susmaya, kendi kendine içmeye döndü.

    Masadaki kızın sevdiği adam geldiğinde ve sigara dumanını üstüne üflememesini söylediğinde düşünecek yeni bir şey çıktı Kadir’e. Onu bozmaya çalıştığı ve Kadir de bozulduğu için, adamın pek de güzel olmayan suratını dağıttığını düşündü. Yuvalarını neredeyse boşaltacak kadar belerttiği gözleriyle adamı incelemeye başladı. Onu yumruklarken parmaklarının eklemlerinden kanadığını hayal etti. Aklından geçeni sadece Emin anladı. Anladığı için de ilgilenmeye çalıştı Kadir’le. Kadir’i konuşturmayı denedi. Onu dizginlemek istediği için, fikirlerini rafa fırlatıp toz haline getirerek dikkatini dağıtmaya çalıştı. Bu kez Kadir, Ece’nin ona yaptığı gibi, gayriihtiyari geçiştirdi Emin’i ve hiç mi hiç mahcubiyet hissetmedi.

    Kadir’in sigarası, akşam gece yarısına dönerken bitti. İsminin Demet olduğunu sonradan öğrendiği garson kızdan bir kez daha sigara almaya utandığı için, Emin’e sigara almaya gittiğini söyleyerek masadan kalktı. Konur Sokak’ın başından sonuna dek uzanan yokuşu inerken cebinden çıkarttı, yarısı bile içilmemiş sigara paketini. Yakıp da içine çekerken düşündü kendisinin yürüyen bir küfeye ne kadar benzeyebileceğini. Kadir’in dönmediği fark edildiğinde, Güvenpark’a yağmur çiselemeye başlamıştı. Kadir, son sigarasını yakıp Ankara ayazına yakalandığında masadakiler onun dönmeyeceğini fark ettiler. Ece, Kadir’in sevgisiz büyüdüğüne hükmetti ve Emin, onu belli belirsiz bir baş hareketiyle onayladı.

Guayaquil: https://www.youtube.com/watch?v=4gh0WMMa76I&ab_channel=HermanosGuti%C3%A9rrez-Topic