Taşları rengârenk boyanmış merdivenin yanına geldiklerinde, kış bitmemişti. Yusuf’un kesik uçlu eldivenlerinin içine saklamaya çalıştığı elleri hava bozup da serinliğini ayaza çevirdiğinde morararak donmaya yüz tutardı. Firdevs bunu fark ettiği vakit kahverengi deri ceketinin ceplerini hafifçe aralayarak Yusuf’un parmaklarının donmasına engel olmaya çalışırdı. Nitekim birbirlerine ilk kez böyle dokundular. Yusuf’un donmaya teşne parmakları, Firdevs’in ellerinde açıldı. Firdevs, ne zaman bir çiçeği sulasa hadise Yusuf’un ellerine yoruldu. Kış bitti, ilkbahar da. Firdevs, çiçeğini sulamayı hiçbir zaman ihmal etmedi. Yusuf’un ellerine gözü gibi bakmaktan da vazgeçmedi. Yaz geldiğinde, Firdevs denize inmek istedi, döneceğini bilerek. Firdevs eve geç döndü. Döndüğünde de yeni bir çiçek getirdi yanında. Bunun da Yusuf’la ilgili olduğu düşünüldü ama sonra Firdevs çiçeği gizli bir odaya yerleştirdi. Diğerleri, o çiçeği bir daha hiç görmediler. Görmedikleri için de düşünmediler. Efrahim hariç.
Efrahim, Firdevs’in denize indiği yazdan hemen önce
çıktı ortaya. Firdevs, Efrahim’i trene yetişmeye çalışırken ayakkabılarını
ıslatan su birikintisinin yansımasında gördü ilk. Görmezden geldi. Efrahim'i
ikinci kez gördüğünde kaçırdığı trenin kalkmakta olduğu peronda onu izliyordu.
Firdevs Efrahim’e, Efrahim de Firdevs’e doğru yürümeye başladı ama karşı
karşıya geldiklerinde bambaşka yerlere vardılar. Firdevs denize inmişti,
Efrahim kubbeli; mutantan bir binaya bakıyordu. Firdevs, bir rüyaya; fazlaca
inanılmış bir düşe yordu bunu. Efrahim, bunun çok eski bir ceza olduğunu
biliyordu. Firdevs’in akıl erdirmesini istemedi bu sırra. Yine de tutamadı
kendini, Firdevs’in uyuduğu denizin kenarına indi. Dalgalar arttı, Efrahim,
Firdevs’e baktıkça baktı. Firdevs uyandığında, dizlerinin yanında bir çiçek
buldu. Bu defa gecikmemek için erkenden çıktığı yolda, ne suda ne vagonda gördü
Efrahim’i. Ancak trene binip çiçeği eline aldığında, duymadığı ama zihninde
yankılanan bir ses buldu. Ses Firdevs’e, eski
bir şiir dizesi söyledi. Firdevs çiçeği elinden bıraktığında yankı kesildi.
Firdevs o zaman akıl erdirdi bu sırra. Efrahim o zaman göründü, Firdevs’in karşısında.
Efrahim, tren Firdevs’in diyarına gelinceye dek hiç konuşmadı. Firdevs, çok
soru sordu ama hiçbiri cevaplanmadı. Efrahim, parmaklarını Firdevs’in ceketine
doğru uzatınca, kayboldu yeniden. Kayboldu çünkü Firdevs, tutmadı ellerini
Efrahim’in. Firdevs’in elleri, çoktan
ait olmuştu geride kalan Yusuf’a. Efrahim’in bedeni solup da görünmez olduğunda,
Firdevs döndü yurduna.
Efrahim’den önce Yusuf vardı. Efrahim’den sonra da.
Yusuf’un Firdevs’i beklediği yaz boyunca, ellerinin yandığı düşünüldü.
Avuçlarının içi dağlanmış, bileklerine kadar cılk yara, görenlere göre Yusuf’un
elleri, güneşte böyle olmuş. Yaz bitip de Firdevs dönünce, hayretle baktı Yusuf’un
ellerine. Yusuf’un gözleri Firdevs’te, hiç konuşmadan anlaştılar. Firdevs her
gün bardaklarca zeytinyağını döke döke iyi etti Yusuf’un ellerini. Kış
geldiğinde Yusuf, elleri Firdevs’in ceketinin ceplerinde, moraran ellerini
ısıttı. Sonunda, Yusuf’un gözleri kapalı, Firdevs’in elleri Yusuf’un omzunda,
sarıldılar. Firdevs ve Yusuf sarıldıktan sonra, güneş başka açtı Yusuf’un
üzerine, ayaz başka. Bir daha hiç morarmadı elleri Yusuf’un ve yanmadı da. O
kıştan sonra hem Yusuf gözü gibi baktı Firdevs’e hem de Firdevs Yusuf’a.
Firdevs her gün güneşte daha da sararan saçlarını savurarak çiçeklerini yeniden
sulamaya başladığında Yusuf’un ömrünün bir çiçekten uzun olduğu söylendi. Ancak
hangi çiçeğin solacağını kimse bilemedi.
Bu esnada Efrahim, anca varmış Firdevs’in diyarına, bir yokuştan geçiyordu. Boyası akmaya yüz tutmuş merdivenlerden inerken, onu Firdevs’le karşılaştığında görünmez kılan cezayı aklına getirmedi. Son basamağa geldiğinde, düğmeleri kopuk hırkasının yakalarını elleriyle birleştirerek ısınmaya çalıştı. Benzi iyiden iyiye beyazlamıştı. Ellerine baktı. Beyaz değildi. Kafasını kaldırdığında gördü Firdevs’i. Tokasını çıkarmış, saçlarını savuruyordu. Firdevs sarı saçlarını toplayan tokasını çıkartıp saçlarını açtıktan sonra, Efrahim’i bir daha gören olmadı. Efrahim’den geriye bir tren yolculuğunun çınlayan yankısı kaldı. Firdevs ile Yusuf’un hikâyesini anlatanlar, yıllar sonra Firdevs’in odasında solmuş bir nergis buldular. Eskimiş, yırtık bir kâğıt parçası vardı nergisin yanında. Kâğıdın üstünde “Seni Yusuf’la güzellikte sorsalar bana, Yusuf’u görmedim amma, seni rana bilirim” yazmaktaydı. Okuyanlar, bu sözleri Yusuf’un Firdevs’e aşkına yordular.
While Your Lips Are Still Red: https://youtu.be/Kmiw4FYTg2U?list=RDKmiw4FYTg2U
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder